Üzerinde çalıştığınız müzik projeleri elinize yapışıp kalıyor mu? “Dur yeni bir ses bulayım, şunu deneyeyim, bunu ekleyeyim” derken dört dakikalık şarkının ilk 20 saniyesi için bir haftanızı harcadığınızı mı farkettiniz? O zaman aşağıdaki yöntemler tam sizin için!

1. Olmazsa olmazları belirleyin

Çağdaş müzik teknolojisinin bize sunduğu en büyük nimetlerden biri, hemen hemen herşeyin proje ilerledikçe değiştirilebilmesi. Parçanın bütünü ortaya çıktıkça, başlangıçta hoşunuza giden bir piyano sesini artık beğenmediğinizi farkedebilir, onun yerine yaylılar kullanmak isteyebilirsiniz. Şarkının trafiğini değiştirmek isteyebilirsiniz. Davul seslerini değiştirmek isteyebilirsiniz. Bunların tümünü sonradan yapmak mümkün.

Fakat sırf mümkün diye bunların hepsini yapmak zorunda değilsiniz. En azından, sonradan değiştirilmesi zor olacak ve sizi uğraştıracak şeyleri projeye başlarken belirleyip, başladıktan sonra çok geçerli ve zorunlu bir neden olmadıkça değiştirmemekte yarar var. Bana göre projeye başlarken iki hususu kesinleştirmek şart:

  • Şarkının tonu
  • Temposu

Şarkıda şan/vokal varsa, söyleyecek olan kişiyle oturup ona şarkıyı farklı tonlardan söyletmeyi deneyin. Sesini en rahat kullanabileceği, şarkıyı en iyi biçimde taşıyabileceği tonu bulun ve onu kullanın. Şarkıda mutlaka kullanmak istediğiniz akustik enstrümanlar var ise onların da rahatça çalabilecekleri bir aralık olmasına özen gösterin. Örneğin bazı dizi müziklerinde olduğu gibi kemanları sivrisinek frekansında çalmaya zorlayıp halkın sağlığını tehdit etmeyin.

Tempoyu belirlemek için, yine şarkınızda vokal varsa sözlerin en kalabalıklaştığı yere odaklanın ve vokalistin o bölümü rahatça söyleyebileceği tempoyu bulmaya çalışın. Gerisi oturacaktır.

2. Trafiğin ana hatlarını belirleyin

Tamamını bu aşamada oluşturmak zorunda değilsiniz. Sadece genel olarak parçada kaç bölüm olmasını istediğinize karar verin. Giriş (intro) olacak mı? Verse, chorus? Evelallah. Klarnet solosu? Peki. Bunların hangi sırayla çalınacağına ya da herbirinin kaçar kez tekrarlanacağına şu aşamada karar vermek zorunda değilsiniz. Onu sonradan kolayca düzenleyebilirsiniz, teknoloji sağolsun.

3. Akorları belirleyin

İkinci maddede belirlediğiniz bölümlerin herbirinde hangi akorlar çalınacak? Bunları belirleyin.

4. Uygun bir davul loop’u bulun

Burada “bir” sözcüğünü vurgulamakta fayda var. Parçanın genel “groove” hissiyatını yansıtan tek bir davul loop’u bulun ve bir audio kanalına döşeyin. Şu an amacınız davul yazma/çalma/kaydetme konusundaki hünerlerinizi konuşturmak değil, parçanın iskeletini ortaya çıkarmak. Bu arada iskelet miskelet dedim diye Google bu sayfaya kimleri gönderecek merak ediyorum, haydi hayırlısı.

5. Ve, kayıt!

Şimdi dördüncü adımda döşediğiniz davul altyapısının üzerine, üçüncü adımda belirlediğiniz akorları yerleştireceksiniz. Neye göre? İkinci adımda belirlediğiniz ana hatlara göre! Gitar çalıyorsanız alın gitarınızı, akorları bir güzel çalıp kaydedin. Klavye çalıyorsanız parmaklarınıza kuvvet. Hiçbirini çalmıyorsanız akorları oluşturan notaları mouse ile girin. Ardından vokalistinizi getirip bir pilot kayıt alın.

6. Ustalara saygı

İster inanın ister inanmayın, parçanın % 60′ını bitirmiş durumdasınız. Göze daha bilimsel görünsün diye küsuratlı sallayıp % 61.3 de diyebilirdim. Aksini kim kanıtlayabilir ki? Herneyse, parçanın yarıdan fazlası bitti. Gerçekten bitti. Geri kalan % 40′lık bölümü artık çok daha hızlı tamamlayacaksınız. Neden mi?

Müzik bilgisayarda yapılmaya başlanmadan önce, biliyorsunuz, bantlara kaydediliyordu. O zamanlar şarkıyı baştan başlayıp sona kadar çalıp kaydediyordunuz. Tamam, punch-in punch-out yapıp bazı şeyleri sonradan eklemek veya düzeltmek mümkündü, ama müzik temel itibariyle yatay bir süreçti. Hayır, groupie’lerden bahsetmiyorum. Şarkının başlangıç anı olan 0:00′dan, bittiği ana kadar uzanan yatay zaman çizgisinden bahsediyorum.

Ne zaman ki müzik bilgisayarda yapılmaya başlandı, o zaman biz müziği bloklar halinde algılamaya başladık. Kullandığınız yazılım ister Pro Tools, ister Cubase, ister Logic, ister bir başkası olsun, üzerinde çalıştığınız parçanın her bir bölümünü size bloklar halinde gösterir. Bunun yarattığı algı, sizde bir sonraki bloğa geçmeden önce, şu üzerinde çalıştığınız bloğu adamakıllı ortaya çıkartıp bitirme refleksini doğurur. Bu da sizi dikey çalışmaya zorlar. Yani bir sonraki bölüme geçmek yerine bu bölüme bir şey daha eklemek, projeyi sağa değil aşağı doğru geliştirmek, yeni sesler aramak, bu arada saatler kaybetmek, ve daha önemlisi, bölümlerin birbirilerine nasıl bağlanacakları üzerinde kafa yormamak ve parçanın bütünlüğünden taviz vermek…

Yukarıda yazdığım adımların amacı, sizi bu paradigmayı kırıp müziği olması gerektiği gibi yatay olarak algılamaya zorlamak.

7. Şarkı için bir teslim tarihi belirleyin

Ve o tarihe iki eliniz kanda olsa bile uyun. Tepenizde boza pişiren olmasa bile yapın bunu. Sanki o şarkı senenin en büyük filminin en önemli sahnesinde kilit rol oynuyormuş ve siz o şarkıyı zamanında teslim etmezseniz filmin gösterime giriş tarihi ertelenecekmiş ve ardından kıyamet kopacakmış gibi ciddiye alın belirlediğiniz teslim tarihini.

Aksi takdirde yeni davul tonları ve synth sesleri deneyeyim derken ses bankalarının arasında yitip gitme ve sizden bir daha haber alınamama riski sözkonusu. Yapmayın öyle. Mükemmeliyetçiliğin de bir sınırı olmalı. Bir noktada “tamam bu parça bitti artık” demeli ve onun yuvadan uçup gitmesine izin vermelisiniz. Teslim tarihi belirlemedikçe bunu asla yapamazsınız. Nereden mi biliyorum? Bu yazıyı buraya kadar okumuş olmanızdan.

Yabancı gibi durmayın, yorumlarınızı aşağıda paylaşın lütfen.

 

Reklam kli?eleriYaratıcılık denince ilk akla gelenlerden biridir reklam sektörü. Yine de bünyesinde bol bol klişe barındırır: Renksiz mutfaktaki kadın dağ gibi bulaşıkla didişirken renkli mutfaktaki kadının gülümseyerek işi bitirmesi, herşey siyah beyazken birden reklamı yapılan ürünün ortaya çıkması ve dünyanın rengarenk olması, dişçinin her daim önlüğünün cebinde sakladığı diş macunu kutusunu pat diye çıkarıp hastasına tavsiye etmesi, otomobil şehrin sokaklarında süzülürken halkın coşkun sevgi gösterilerinde bulunması, özel günlerinde beyaz pantalon giyip kırlarda perende atan kadınlar… Örnekler çoğaltılabilir, ama bugünkü konumuz, reklam müziklerinde görülen ve illallah dedirten klişeler. Continue reading »

 

Geçen sene yapıp “Nikriz Blues” adını verdiğim bir bestem vardı, sonra Güneşin Oğlu filminin bir sahnesinde kullandık (“Sen ölmedin… ben de ölmedim… kim öldü?”). Beste şu:

Nikriz Blues 

Geçenlerde bir arkadaşım bu bestenin gerçekte Nikriz makamı üzerine kurulu olmadığını, çünkü Nikriz ses dizisinin Acem değil Eviç (fa değil fa diyez) notasını kullanması gerektiğini iddia etti. Oysa benim bildiğim Nikriz dizisinde bu notaların herhangi biri kullanılabiliyor (Acem veya Eviç). Konuya hakim olan biri bu yazıyı okur da aşağıdaki yorum bölümünde bizi aydınlatabilirse çok sevineceğim. Tartışmalı bölümün notaları şöyle: Continue reading »

 

wpİşi gücü müzik olan biri için internette fazla zaman geçirdiğimi düşünmeye başladım. Bunun nedenlerinden biri, web sitemi bir türlü içime sinecek bir şekle ve içeriğe oturtamamış olmam. “Arada bir makale yazar eklerim, hem haberleri de duyurmam kolay olur” diye düşünerek bir süre önce içerik yönetim sistemlerini araştırmaya başladım. Ve tam o sırada, deneme yanılmalarla sürmekte olan web maceramın en büyük yanılgılarından birini sergileyerek siteyi Joomla! üzerine kurmaya karar verdim. Joomla!’nın adının sonundaki o ünlem işaretinin ne anlama geldiğini çözmem çok uzun sürmedi, meğer “uzak durun!” demekmiş. Fakat bulaşmış bulundum bir kere. Continue reading »

© 2012 Doruk Somunkıran Suffusion theme by Sayontan Sinha
Performance Optimization WordPress Plugins by W3 EDGE