Bu videoda, VariAudio fonksiyonunu kullanarak detoneleri ve zamanlama hatalarını nasıl düzeltebileceğinizi, tek bir vokal kaydından nasıl kolayca geri vokal aranjesi yapabileceğinizi göreceksiniz.
Kürdî makamı denince aklınıza sadece saz semaileri gelmesin. Günümüzde bu ses dizisinin kullanıldığı çok sayıda beste var. Örneğin Apaçi Marşı. Sözlü popüler şarkılar arasında da Kürdî ses dizisinin belirgin bir ağırlığı var. Nasıl olmasın ki? Umutsuz aşkı, kavuşamamayı, hicranı ve hüznü anlatmak için bu dizinin ağır, karanlık, kasvetli havası biçilmiş kaftan. Fakat aranjörlerin bu ses dizisini besteciler kadar sevdiklerini hiç sanmıyorum. Ne yapacaklarını bilemiyor gibiler; sanki zamanın birinde bu ses dizisindeki tüm şarkılar için üç tane demirbaş akor belirlenmiş gibi, herkes dönüp dolaşıp o üç akoru kullanıyor. Üç akorla şarkı yapılmaz demiyorum, yine yapın. Ama bakın başka seçenekler de var hayatta.
Apaçi Marşı dedik, onunla devam edelim ve örnek olarak kullanıp üzerinde farklı armoni çeşitlemeleri deneyelim.
Hani üç tane akor bellemişler hep onu kullanıp duruyorlar dedim ya az önce, işte o üç akor şunlar:
Ben diyorum ki o üç akorun yerine bu üç akoru kullanmak da mümkün, hem melodinin demini biraz açıyor, depresif havayı biraz dağıtıyor. Hep depresyon, hep depresyon, nereye kadar?
Ama “yok ben ille de daha ilk akordan ağırlığımı koymak istiyorum” diyen aranjörlerdenseniz size şunu verelim:
Ya da ses dizisinin modal havasını ön plana çıkaran farklı bir akor yürüyüşü. Bunu duyabilmek için bas gitar desteği gerekebilir, o yüzden basit bir altyapı da ekledim:
Seçenekleri ve kombinasyonları daha da artırabiliriz. Ama şimdilik burada bırakalım. Bu sayfaya bir arkadaşa bakmak için gelenler burada ayrılabilir. Armoniyle ilgilenenler ve bu akorları nereden çıkardığımı merak edenler: bundan sonraki bölüm size ait.
Bundan Sonraki Bölüm (Teori Falan)
Kürdî ses dizisi yanda gördüğünüz notalardan meydana geliyor (Kaynak: Müzik ve Müzisyenler Ansiklopedisi, Vural Sözer, Atlas Yayınları, 1964).
Şimdi burada armoni açısından seçeneklerimizin aslında ne kadar zengin olduğunu görmek için konuya batı müziği perspektifinden bakalım. Yandaki notaların aralarında (batı müziği açısından) sırasıyla yarım, tam, tam, tam, yarım, tam tam ses aralığı mevcut. Bu da esasen batı müziğindeki Phrygian moduna karşılık geliyor.
Phrygian modu, bizim majör gam’ın üçüncü derecesi. Dolayısıyla majör gamdan türettiğimiz her türlü akoru bu modda da kullanabiliriz. Tek değişiklik, akorların ağırlık merkezinde. Ne demek istediğimi notalarla çok daha kolay açıklayabilirim. Do majör gam ve ondan türetilen akorlar şunlar:
Bu akorların tümünü Phrygian mod’da da kullanabiliriz, ama artık başlangıç akoru olarak Do majör yedili akorunu değil, Mi minör yedili akorunu almamız gerekiyor. Çünkü karar notası, herşeyin dönüp dolaşıp gelmek isteyeceği, kadans yapacağı nota Mi. Dolayısıyla akorları Mi minör yedili’den başlayarak numaralandırıyoruz. Onun dışında herşey aynı (bir başka deyişle akorlar aynen kalıyor, sadece numaraları, yani işlevleri değişiyor).
Akademik literatür Phrygian modunda V. derecenin (ki burada B-7(b5) oluyor) kullanılmaması gerektiğini söylese de, gördüğünüz gibi yukarıdaki 3. örnekte göğsümü gere gere kullandım, hatta belirgin olsun diye arpej yerine akoru blok olarak çaldırdım. En iyisi denemek ve parçaya en uygun olan kombinasyonu bulmak.
Peki, seçeneklerimizin neler olduğunu belirledik. Ama hangi akoru melodinin neresinde kullanacağımızı nasıl seçeceğiz? Bu sorunun cevabına rearmonizasyon konusunda daha önce yazdığım bir yazıda değinmiştim, şuradan ulaşabilirsiniz.
Okuduğunuz için teşekkürler! Lütfen aşağıya yorum bırakmadan gitmeyin.
Üzerinde çalıştığınız müzik projeleri elinize yapışıp kalıyor mu? “Dur yeni bir ses bulayım, şunu deneyeyim, bunu ekleyeyim” derken dört dakikalık şarkının ilk 20 saniyesi için bir haftanızı harcadığınızı mı farkettiniz? O zaman aşağıdaki yöntemler tam sizin için!
1. Olmazsa olmazları belirleyin
Çağdaş müzik teknolojisinin bize sunduğu en büyük nimetlerden biri, hemen hemen herşeyin proje ilerledikçe değiştirilebilmesi. Parçanın bütünü ortaya çıktıkça, başlangıçta hoşunuza giden bir piyano sesini artık beğenmediğinizi farkedebilir, onun yerine yaylılar kullanmak isteyebilirsiniz. Şarkının trafiğini değiştirmek isteyebilirsiniz. Davul seslerini değiştirmek isteyebilirsiniz. Bunların tümünü sonradan yapmak mümkün.
Fakat sırf mümkün diye bunların hepsini yapmak zorunda değilsiniz. En azından, sonradan değiştirilmesi zor olacak ve sizi uğraştıracak şeyleri projeye başlarken belirleyip, başladıktan sonra çok geçerli ve zorunlu bir neden olmadıkça değiştirmemekte yarar var. Bana göre projeye başlarken iki hususu kesinleştirmek şart:
- Şarkının tonu
- Temposu
Şarkıda şan/vokal varsa, söyleyecek olan kişiyle oturup ona şarkıyı farklı tonlardan söyletmeyi deneyin. Sesini en rahat kullanabileceği, şarkıyı en iyi biçimde taşıyabileceği tonu bulun ve onu kullanın. Şarkıda mutlaka kullanmak istediğiniz akustik enstrümanlar var ise onların da rahatça çalabilecekleri bir aralık olmasına özen gösterin. Örneğin bazı dizi müziklerinde olduğu gibi kemanları sivrisinek frekansında çalmaya zorlayıp halkın sağlığını tehdit etmeyin.
Tempoyu belirlemek için, yine şarkınızda vokal varsa sözlerin en kalabalıklaştığı yere odaklanın ve vokalistin o bölümü rahatça söyleyebileceği tempoyu bulmaya çalışın. Gerisi oturacaktır.
2. Trafiğin ana hatlarını belirleyin
Tamamını bu aşamada oluşturmak zorunda değilsiniz. Sadece genel olarak parçada kaç bölüm olmasını istediğinize karar verin. Giriş (intro) olacak mı? Verse, chorus? Evelallah. Klarnet solosu? Peki. Bunların hangi sırayla çalınacağına ya da herbirinin kaçar kez tekrarlanacağına şu aşamada karar vermek zorunda değilsiniz. Onu sonradan kolayca düzenleyebilirsiniz, teknoloji sağolsun.
3. Akorları belirleyin
İkinci maddede belirlediğiniz bölümlerin herbirinde hangi akorlar çalınacak? Bunları belirleyin.
4. Uygun bir davul loop’u bulun
Burada “bir” sözcüğünü vurgulamakta fayda var. Parçanın genel “groove” hissiyatını yansıtan tek bir davul loop’u bulun ve bir audio kanalına döşeyin. Şu an amacınız davul yazma/çalma/kaydetme konusundaki hünerlerinizi konuşturmak değil, parçanın iskeletini ortaya çıkarmak. Bu arada iskelet miskelet dedim diye Google bu sayfaya kimleri gönderecek merak ediyorum, haydi hayırlısı.
5. Ve, kayıt!
Şimdi dördüncü adımda döşediğiniz davul altyapısının üzerine, üçüncü adımda belirlediğiniz akorları yerleştireceksiniz. Neye göre? İkinci adımda belirlediğiniz ana hatlara göre! Gitar çalıyorsanız alın gitarınızı, akorları bir güzel çalıp kaydedin. Klavye çalıyorsanız parmaklarınıza kuvvet. Hiçbirini çalmıyorsanız akorları oluşturan notaları mouse ile girin. Ardından vokalistinizi getirip bir pilot kayıt alın.
6. Ustalara saygı
İster inanın ister inanmayın, parçanın % 60′ını bitirmiş durumdasınız. Göze daha bilimsel görünsün diye küsuratlı sallayıp % 61.3 de diyebilirdim. Aksini kim kanıtlayabilir ki? Herneyse, parçanın yarıdan fazlası bitti. Gerçekten bitti. Geri kalan % 40′lık bölümü artık çok daha hızlı tamamlayacaksınız. Neden mi?
Müzik bilgisayarda yapılmaya başlanmadan önce, biliyorsunuz, bantlara kaydediliyordu. O zamanlar şarkıyı baştan başlayıp sona kadar çalıp kaydediyordunuz. Tamam, punch-in punch-out yapıp bazı şeyleri sonradan eklemek veya düzeltmek mümkündü, ama müzik temel itibariyle yatay bir süreçti. Hayır, groupie’lerden bahsetmiyorum. Şarkının başlangıç anı olan 0:00′dan, bittiği ana kadar uzanan yatay zaman çizgisinden bahsediyorum.
Ne zaman ki müzik bilgisayarda yapılmaya başlandı, o zaman biz müziği bloklar halinde algılamaya başladık. Kullandığınız yazılım ister Pro Tools, ister Cubase, ister Logic, ister bir başkası olsun, üzerinde çalıştığınız parçanın her bir bölümünü size bloklar halinde gösterir. Bunun yarattığı algı, sizde bir sonraki bloğa geçmeden önce, şu üzerinde çalıştığınız bloğu adamakıllı ortaya çıkartıp bitirme refleksini doğurur. Bu da sizi dikey çalışmaya zorlar. Yani bir sonraki bölüme geçmek yerine bu bölüme bir şey daha eklemek, projeyi sağa değil aşağı doğru geliştirmek, yeni sesler aramak, bu arada saatler kaybetmek, ve daha önemlisi, bölümlerin birbirilerine nasıl bağlanacakları üzerinde kafa yormamak ve parçanın bütünlüğünden taviz vermek…
Yukarıda yazdığım adımların amacı, sizi bu paradigmayı kırıp müziği olması gerektiği gibi yatay olarak algılamaya zorlamak.
7. Şarkı için bir teslim tarihi belirleyin
Ve o tarihe iki eliniz kanda olsa bile uyun. Tepenizde boza pişiren olmasa bile yapın bunu. Sanki o şarkı senenin en büyük filminin en önemli sahnesinde kilit rol oynuyormuş ve siz o şarkıyı zamanında teslim etmezseniz filmin gösterime giriş tarihi ertelenecekmiş ve ardından kıyamet kopacakmış gibi ciddiye alın belirlediğiniz teslim tarihini.
Aksi takdirde yeni davul tonları ve synth sesleri deneyeyim derken ses bankalarının arasında yitip gitme ve sizden bir daha haber alınamama riski sözkonusu. Yapmayın öyle. Mükemmeliyetçiliğin de bir sınırı olmalı. Bir noktada “tamam bu parça bitti artık” demeli ve onun yuvadan uçup gitmesine izin vermelisiniz. Teslim tarihi belirlemedikçe bunu asla yapamazsınız. Nereden mi biliyorum? Bu yazıyı buraya kadar okumuş olmanızdan.
Yabancı gibi durmayın, yorumlarınızı aşağıda paylaşın lütfen.
Evet! Orijinal adıyla “Avid Certified Pro Tools Instructor”. Modern Müzik Akademisi, Avid Eğitim Ortağı oldu. Bora Uslusoy, Serdar Öztop, İlter Kalkancı, Sinan Aktaş, Özkan Özyakan ve bendeniz de Avid Sertifikalı Pro Tools Eğitmeni olduk. Önümüzdeki dönemde MMA’nın çatısı altında Pro Tools 101 ve 110 dersleri vermeye başlayacağız.
Başlangıç seviyesindeki bu videoda, Cubase ile birlikte gelen Groove Agent One ve Beat Designer eklentilerini kullanarak basit bir davul altyapısı (“beat”) hazırlıyoruz. Daha sonra, bu altyapıyı efektlerle zenginleştirerek üzerine eşlik enstrümanları ekliyoruz. Continue reading »
Düzenleme altyapısının başarılı olabilmesi için, davul ile bass arasında sağlam bir uyum olması şarttır. Bu videoda bunu sağlamanın kolay yollarından birini göreceğiz.
Yaratıcılık denince ilk akla gelenlerden biridir reklam sektörü. Yine de bünyesinde bol bol klişe barındırır: Renksiz mutfaktaki kadın dağ gibi bulaşıkla didişirken renkli mutfaktaki kadının gülümseyerek işi bitirmesi, herşey siyah beyazken birden reklamı yapılan ürünün ortaya çıkması ve dünyanın rengarenk olması, dişçinin her daim önlüğünün cebinde sakladığı diş macunu kutusunu pat diye çıkarıp hastasına tavsiye etmesi, otomobil şehrin sokaklarında süzülürken halkın coşkun sevgi gösterilerinde bulunması, özel günlerinde beyaz pantalon giyip kırlarda perende atan kadınlar… Örnekler çoğaltılabilir, ama bugünkü konumuz, reklam müziklerinde görülen ve illallah dedirten klişeler. Continue reading »
Seviye: Başlangıç
Simpsomaker adı verilen web uygulamasını kullanarak yaptığım aşağıdaki resmi birlikte inceleyelim:
Her karede ön plandaki karakter aynı kalırken, geri plan değişiyor. Bu yüzden de her kare aklımıza bambaşka öyküler, senaryolar getiriyor. Aynı şeyi müzikte rearmonizasyon adı verilen teknikle yapabiliriz. Melodimizi aynen olduğu gibi bırakırken (yukarıdaki karakteri aynen bıraktığımız gibi) melodinin arkasında çalınan akorları değiştirebiliriz. Bu da melodiyi farklı bir kapsam içinde duymamızı sağlar ve müziğin havasını tamamen değiştirebilir. Neşeli bir melodi karamsar, sıradan bir melodi esrarengiz bir hal alabilir. Bu şekilde armoniyle dilediğiniz gibi oynayabilirsiniz. Herşey hayalgücünüze ve ne yapmak istediğinize bağlı.
Şimdi basit bir melodiyi ele alıp rearmonizasyon ile havasını nasıl değiştirebileceğimize bakalım: Continue reading »
Örnekler müzik sektöründen. Ama tiplemeler evrensel. Bugüne kadar hayat bazılarını karşınıza çıkarmadıysa öyle hemen sevinmeyin. Yakında karşınıza çıkarlar. Çünkü heryerdeler. Üzgünüm! Continue reading »
1996 yılı Türk Sineması için bir dönüm noktasıydı. Çünkü 1996 yılında Eşkiya gösterime girdi.
Ondan önceki dönemde, yılda ortalama 10 (sadece 10!) Türk filmi yurtçapında gösterime giriyor, bunların da toplam sinema seyircisi ve gişe hasılatı içinden alabildiği pay % 1′i geçmiyordu (yazım yanlışı yok!). Bir başka deyişle, Türk sineması gişelerden silinmiş durumdaydı. Continue reading »






