Av MevsimiKimi filmlerde öyle sahneler vardır ki filmin çok ötesinde bir beÄŸeni kazanır ve yıllar sonra film unutulsa dahi o sahne akıllarda kalır. GeçtiÄŸimiz günlerde gösterime giren Av Mevsimi filminde Cem Yılmaz’ın canlandırdığı İdris karakterinin “Hayde” adlı anonim türküyü söylediÄŸi sahne de böyle klasik sahneler arasına girmeye aday. Filmin kendisi hakkında “çok iyi”den “çok kötü”ye uzanan farklı yorumlar yapılsa da, bu sahne hakkında olumsuz bir yorum ne duydum ne de okudum.

Sahnenin bu kadar dikkat çekmesinin ve başarılı olmasının en önemli nedeni, şüphesiz filmin geneline damgasını vuran üstün oyunculuk düzeyi ve bunun sonucunda karakterlerin hayat kazanması, inandırıcı ve anlaşılır olması. Sahnenin başarısının bir diğer nedeni de sanırım yarattığı atmosfere bağlanabilir; eski-yeni dostların biraraya gelip kaynaştığı, dertlerin tasaların bir süreliğine dahi olsa geride kaldığı, sıcacık bir ortam. İnsan bu sahneyi izlediğinde, bir dakika kırkbir saniyeliğine dahi olsa, kendini o sıcacık ortamın içinde buluveriyor.


Ben bu sahnenin başarısını yapım açısından da değerlendirmek istiyorum.

Genelde film içerisinde anlatımın (öykünün) ve müziÄŸin birbirinden ayrı bir akışı ve örgüsü vardır. Müzik öyküyü destekleyici, tamamlayıcı niteliktedir. Fakat kimi zaman müzik öykünün içinde yer alır; tıpkı “Hayde” sahnesinde olduÄŸu gibi. Normalde filmdeki karakterlerin film müziÄŸini duymadıklarını varsayarız (Darth Vader İmparator Marşı’nı duymamaktadır). Ama müzikle öykünün içiçe girdiÄŸi sahnelerde karakterler müziÄŸi duyarlar, duymakla da kalmaz (yine “Hayde” sahnesindeki gibi) müziÄŸi bizzat kendileri çalıp söyleyebilirler.

Sinemada izleyicinin yanısıra karakterlerin de duyduÄŸu müziÄŸe İngilizce’de ”source music” adı veriliyor; bunu kabaca kaynak müziÄŸi diye çevirmek mümkün. Çok hoÅŸuma gitmese de bu terimi kullanıyorum; baÅŸka bir Türkçe karşılığı varsa lütfen bilenler alttaki yorumlar bölümünde paylaÅŸsın, ben de doÄŸrusunu kullanmış olurum.

Kaynak müziği çetrefillidir ve uygulaması zordur. Özellikle müzik karakterler tarafından icra ediliyorsa. Neyin nasıl yapılacağı önceden çok iyi planlanmalıdır, yoksa post-prodüksiyon aşamasında çok baş ağrıtır ve sonuçlar pek de iç açıcı olmaz.

Bunu iki ÅŸekilde yapmak mümkündür: Ya müziÄŸi önceden hazırlayıp bir müzik stüdyosunda kaydedersiniz, sonra çekim esnasında oyuncular bu müziÄŸi duyarak, video klip mantığında çalıyormuÅŸ/söylüyormuÅŸ gibi yaparlar (Av Mevsimi‘nde İdris barda otururken, prova yapan grubun “Benden Adam Olmaz” adlı parçayı çaldığı sahnede bu teknik kullanılmış); veya oyuncular müziÄŸi çekim esnasında canlı olarak seslendirirler ve bu esnada yapılan ses kaydı kullanılır.

[Bir de müzik yapım sürecinden pek haberdar olmayan yönetmenlerin, varolduğunu sandıkları ve zaman zaman dayattıkları üçüncü bir yöntem vardır ki, o da şu şekilde kendini gösterir: "Biz çekim esnasında oyuncuya parçayı söylettik, siz arkasına enstrümanları eklersiniz artık". Bu nereden tutsanız elinizde kalacak bir yöntemdir ve şimdiye kadar başarılı sonuç verdiğini hiç görmedim; göreceğime de inanmıyorum.]

Yukarıda bahsettiğim yöntemlerden birincisi (müziği önceden hazırlamak) ses kalitesi açısından daha iyi sonuç verme potansiyeline sahip olmakla birlikte, oyuncuların doğaçlama potansiyellerini son derece sınırlayan bir durumdur; oyuncu akıp giden müzikle senkronizasyonunu kaybetmemeye odaklanmak zorunda olduğu için rolün hakkını verecek nüansları ister istemez ikinci plana atmak durumunda kalır.

İkinci yöntem, yani çekim esnasında kaydedilen sesi kullanmak, bu dezavantajı ortadan kaldırır. Oyuncu zamanı istediÄŸi gibi kullanmakta serbesttir; performansı o anda yönlendirdiÄŸi için dilediÄŸi gibi doÄŸaçlama da yapabilir. “Hayde” sahnesinde bu yöntemin kullanılması, Cem Yılmaz’a oyunculuÄŸunu ortaya koyma fırsatı vermek açısından son derece isabetli bir karardır.

Bu yöntemin en büyük sakıncası, çekim esnasında mekanda kaydedilen sesin her zaman iyi sonuç vermemesinden kaynaklanan risktir. Özellikle mekan sesinin sınırlı miktarda kullanıldığı, onun yerine çok daha “güvenli” fakat “yapay” bir yöntem olan dublajın yoÄŸun biçimde tercih edildiÄŸi Türkiye’de birilerinin bu riski göze alıp ortaya böyle iyi bir sonuç çıkarmış olmalarının takdire ÅŸayan olduÄŸunu belirtmek gerekir.

Son olarak deÄŸinmek istediÄŸim bir nokta daha var. Gerek bu sektörde çalışan biri, gerek sade bir izleyici olarak sık sık gördüğüm ve inandırıcılıktan uzak bulduÄŸum “adam kamp ateÅŸinin başında kıza ÅŸarkı söylemeye baÅŸlar, sonra koca senfoni orkestrası ona eÅŸlik eder” sendromunun giderek terkedildiÄŸini memnuniyetle gözlemliyorum. “Hayde” sahnesinde, görmediÄŸimiz hiçbir ÅŸey duymuyoruz. Bunun getirdiÄŸi bir doÄŸallık ve inandırıcılık sözkonusu. Sadece insan sesi, ve masalardan, ahÅŸap zeminden, çatal-kaşıktan, kül tablalarından, el çırpmalarından ve parmak şıklatmalardan oluÅŸan bir vurmalı çalg?lar grubu. Hepsi bu.

Harika oynanmış, harika sunulmuş bir sahne. Tebrikler Av Mevsimi.

Doruk Somunkıran

Berklee College of Music mezunu olan Doruk Somunkıran, film, dizi ve reklam müziği çalışmalarını halen İstanbul'da sürdürmekte, bir yandan da Modern Müzik Akademisi çatısı altında müzik teknolojisi dersleri vermektedir.

 Cevap bırak

Connect with Facebook

(zorunlu)

(zorunlu)

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

   
© 2012 Doruk Somunkıran Suffusion theme by Sayontan Sinha
Performance Optimization WordPress Plugins by W3 EDGE